Kaptanın Seyir defteri

Kaptanımız Tolga Zengin şampiyonluğun hikayesini anlatıyor..

Kaptanın Seyir defteri
Kaptanın Seyir defteri

Şampiyonluk yolunda en zor viraj Karadeniz kampıydı. Alacağımız sonuçlar kaderimizi belirleyecekti. Doğal olarak üzerimizde baskı vardı. Rize maçı sonrası Trabzon’daki kendi evimde bir yemek organizasyonu yaptım. Stres atmak için, müzisyenler de çağırdık. Fakat o gün gelen şehit haberleri yüreğimizi dağladı. Bir saniye düşünmeden iptal ettik.

Şampiyonluk yolunda emin adımlarla ilerlemek istiyorsak, bu hedefe derbileri kazanmadan ulaşmanın ne kadar zor olduğunu biliyorduk.

Atatürk Olimpiyat Stadı’nda oynanan Fenerbahçe derbisini 3-2 kazandığımızda, rakiplerimize psikolojik üstünlük kurduk.

Mario Gomez’in o maçta attığı galibiyet golü, tam bir usta işiydi. Maçtan sonra soyunma odası tam bir karnaval yerine dönmüştü. Şenol hoca “Sevinin ama rehavete girmeyin. Sadece bir maç kazandık” diye uyardı bizi. Haklıydı...

Ayaklarımız yere sağlam basmak zorundaydı. O maçtan sonra iyi bir hava yakaladık. Taa ki iç sahamızda oynanan Akhisarspor maçına kadar. Belki de sezonun en iyi maçını oynadık ama 2-0 yenildik. Maç 1-0 olduğunda beraberlik golü aradığımız anda ikinci gol geldi. Üzüldük ama dersler çıkardık. Bugün şampiyonsak bu maçtan çıkardığımız derslerin çok büyük payı var. O maçtan sonra hocamız tüm takımı oynadığımız futbol nedeniyle kutladı. Önemli olan bu oyunun bu şekilde devam edilmesiydi. Tüm takım olarak yemin ettik. İnandık ve Akhisarspor maçından sonra yine bir galibiyet serisi yakaladık.

İlk yarının en çok konuşulan maçlarından biri Galatasaray derbisi oldu. Atatürk Olimpiyat Stadı’ndaki ilk derbi olan Fenerbahçe maçında galip geldikten sonra sezonun ikinci derbisinde de üç puan kazanmak istiyorduk.

Bu maç öncesi belimde inanılmaz ağrılar olmuştu. Sporting karşılaşmasından sonra Avrupa’ya veda ettiğimiz için o hafta gündemdeydim. Derbiden bir gün önce kadrodan çıkarılınca herkes üstüme gelmişti. Bu süreçte başta yönetim, teknik heyet ve takım arkadaşlarım bana çok destek olmuştu. Bu işin fazla uzamaması ve takımın motivasyonunun dağılmaması için hiçbir yere konuşmadım. Sessiz kalarak sezon sonunu beklemeye o gün karar verdim.

SESSİZ SEDASIZ

Galatasaray maçından sonra sessiz sedasız ameliyat oldum. Bunun bile duyulmamasını istedim. Antrenmanlara üç gün sonra çıkabildim. Derbiye gelecek olursak, ilk golü yediğimizde takımda hiçbir panik belirtisi yoktu. Sonuçta golü kendi hatamız nedeniyle yemiştik. Mario Gomez beraberlik golünü attığında takım olarak artık galibiyetten çok emindik. Çok enterasan derbinin galibiyet golünü atan Gökhan Töre o maça kendini çok iyi hazırlamıştı. İnanılacak gibi değil. Gol atacağını hissetmesini geçin, golün sevincini bile kafasında tasarlamıştı. Çok güzel bir goldü, çok güzel bir sevinçti. İkinci derbiyi de kazandığımızda, şampiyonluğun bizim elimizde olduğuna çok inanmıştık. Ligin kaderini biz belirleyecektik.

Şampiyonluk yolundaki en zor virajlarımızdan birisi ise Karadeniz kampı oldu. Çaykur Rizespor ve Trabzonspor ile üst üste oynayacağımız bu maçlardan alacağımız puanlar, ligdeki kaderimizi belirleyecekti. Tek korkumuz, kampın uzun olması nedeniyle takımın sıkılıp sıkılmayacağıydı. Bu sorunu aşmak için o kampta çeşitli aktiviteler yaptık.

KAZASIZ BELASIZ

Çaykur Rizespor maçından sonra, takım arkadaşlarımın can sıkıntısını gidermek için Trabzon’daki kendi evimde bir yemek organizasyonu düzenledim. Stres atmak için, müzisyenler de çağırdık. Hem yorgunluğumuzu atmak hem de kulaklarımızın pasının silinmesini istiyorduk. Fakat o gün gelen şehit haberleri yüreğimizi dağladı. Böylesine bir günde çalgılar eşliğinde oynamak Beşiktaş’a yakışmazdı. Bir saniye bile düşünmeden ortak bir refleksle yemekteki müzik organizasyonunu iptal ettik. Gayet mütevazı bir şekilde yemeğimizi yedikten sonra kamp yaptığımız otele geçtik.

Kamptaki ikinci maçımız olan Trabzonspor maçını da kazandıktan sonra, bu yarıştaki en kritik deplasmanları kazasız belasız atlatmış olduk. Maç eksiğimize rağmen böylesine iki deplasmandan 6 puanla dönmek, büyük takımlara yakışacak bir başarı. 6 puandan sonra bizi kutlayan Şenol Güneş, yine aynı ifadeleri kullanmıştı: Rehavete kapılmak yok, daha çok işimiz var. Ayaklar yere sağlam bassın.

Quaresma çok kızıyordu!

Onun ilk dönemindeki Beşiktaş’a göre daha takım oyununun öne çıktığı bir Beşiktaş vardı. Pas alamıyor diye kızıyordu. Biz onun bu çıkışlarına hiç tepki vermedik tersine onu daha da aramıza aldık. Ligin ikinci yarısında çok başarılı bir Quaresma seyrettik. Sanki Beşiktaşlı doğmuş gibi bu takımı çok seviyor.

Bu sene yapılan transferler takıma çok katkı sağladı. Ricardo Quaresma ismini ilk duyduğumda, onunla daha önce oynamış olan takım arkadaşlarımla konuştum. Herkes Quaresma’nın çok iyi bir insan olduğunu söyledi. Düzgün karakterli bir oyuncu olduğunu belirttiler.

Onun ilk dönemindeki Beşiktaş’a göre daha takım oyununun öne çıktığı bir Beşiktaş vardı. Kampa katıldığında, ortamı gördüğünde çok şaşırmıştı. Bu ortam onu takım oyuncusu yaptı. Sezon içerisinde zaman zaman pas alamadığı için tartışmaları oldu. Ama o tepkiler hep anlıktı. Pas alamıyor diye kızıyordu. Biz onun bu çıkışlarına hiç tepki vermedik tersine onu daha da aramıza aldık. O kesinlikle dışlanacak bir insan değil. Quaresma bu camianın adamı.

Takımdaki herkes, şampiyonluk yarışında Beşiktaş’a katkı sağlamak için varını yoğunu ortaya koyuyordu. Herkes oynamak istiyordu ama maalesef bu mümkün olamıyordu. Ricardo Quaresma da zaman zaman yedek soyunuyordu. Bu durum onu çok üzüyordu. Oynadığı zamanlarda ise kendini gösteremediği zaman kendini yiyip bitiriyordu. Bu camiaya bir şeyler vermek istiyordu. Kendine kızdığı için de sinirli oluyordu. Bunlar güzel şeyler. Futbolcular hırslı olmalı. Bizler takım arkadaşları olarak ona bu kötü günlerinde hep destek olduk. Teknik heyet de kenarda bırakmak yerine Quaresma’yı kazanmaya çalıştı. O da bütün bunlara cevap verince ligin ikinci yarısında çok daha başarılı bir Quaresma seyrettik.

İyi ki Beşiktaş’a geri dönmüş. Çok özel bir oyuncu. Kalbi Beşiktaş için atıyor. Sanki Beşiktaşlı doğmuş gibi bu takımı çok seviyor. O yüzden kaybetmeyi asla kabullenemiyor. Bazen sahada sinirli olmasının nedeni işte bu.

5: Beşiktaş’ın Portekizli yıldızı Ricardo Quaresma bu sezon ligde 26 maçta 4 gol, 6 asist, Avrupa Ligi’nde 6 maçta, 1 gol, 1 asist ile oynadı. Türkiye Kupası’nda 5 maça çıkan Quaresma gol ve asist üretemedi. Toplamda 37 maçta görev alan Portekizli 5 gol, 8 asistlik performans sergiledi.

Rhodolfo’yu sakladılar

Tolgay Arslan’dan sonra, Rhodolfo’nun sakatlanarak sahalardan uzak kalması hepimizi derinden üzdü. Gaziantepspor maçının devre arasında soyunma odasında Rhodolfo’nun durumunu kulüp doktorlarına sorduk. Bize ciddi bir şey olmadığını söylediler. Sonradan öğrendik ki bağları kopmuş. Bu durumu bizden saklamışlar. Takımın morali bozulmasın, ikinci yarıda oyundan düşmesin diye bizden gizlenmiş.

Maçtan sonra Rhodolfo’nun çapraz bağlarının koptuğunu öğrendik. Hepimiz çok üzüldük. Aslında bu sakatlığın o an takımdan gizlenmesi iyi oldu. Gaziantepspor maçı da bizim için çok önemliydi. Her maç final niteliğindeydi. Ertesi gün tüm takım Rhodolfo’yu teselli etti. Üzerindeki şoku çok çabuk atlattı. Hayat dolu birisi. Onun bu iyimserliği sezon başından beri pozitif anlamda bize de çok olumlu yansıyordu. Şampiyonlukta kesinlikle çok büyük katkısı var.

O kupa buraya gelecek

Vodafone Arena açılmadan önce takım olarak stada gittiğimizde evimize şampiyon olarak dönmek için o gün yemin ettik. İnşaat devam ediyordu. Zemin çalışmaları daha başlamamıştı. Sahanın ortasına geldiğimizde tüylerimiz diken diken oldu. Bu hali böyleyse bittiğinde nasıl olur diye konuşuyorduk. Tribünler boş, zemin toprak olmasına rağmen, kendimizi bir kafesin içerisinde hissettik. Bu ziyaret hepimizi şampiyonluğa daha da motive etti. Bir an önce evimize dönmek istiyorduk. O kupa buraya gelecek dedik.

Bir daha ertelense kötü olacaktı

Ligin devre arasına 41 puanla lider girerek, teknik heyetin kafasındaki puan baremine yakın bir puanı yakaladık. Şampiyon olmamız için ligin ikinci yarısında da kazanılacak 41 puan bize yetecekti. 39 puan topladık ama şampiyonluk sondan bir hafta önce geldiği için, son maça fazla motive olamadık.

Ligin ikinci yarısı bizi zor günler bekliyordu. Bundan çok emindik. Hava şartları nedeniyle ligin ikinci yarısındaki ilk iki maçı oynayamadık. Rakiplerimiz maç ritmini yakalarken biz, sise ya da kar engeline takılıyorduk. Mersin İdmanyurdu ile oynayacağımız ikinci maç bile hava şartlarına takılıyordu.

Maçtan önce sahaya hakemle birlikte çıktığımda, görüş alanımın etkilenmediğimi söyledim. Bu maçı mutlaka oynamak zorundaydık. Eğer bu da ertelenseydi, bizim için çok kötü olacaktı. Şükürler olsun ki zor da olsa çıkıp Mersin İdmanyurdu ile oynanan erteleme maçını kazandık. Kaldı ki o maçta Ersan gittiği için, Marcelo ve Delgado, kurallara takıldığı için savunma anlamında riskli bir durumla karşı karşıya kalmıştık.

Ersan kafaları karıştırdı

Ligin devre arası yaklaştıkça, transfer dedikoduları da gün yüzüne çıkmaya başlıyordu. Bu dönemler takım motivasyonu açısından önemli dönemlerdir. Ersan Gülüm’e, Çin’den gelen teklif sadece onun kafasında değil hepimizin kafasında soru işaretleri oluşturuyordu. Onun gitmesi demek takımda bir çok dengenin yerinden oynaması demekti. Sonuç olarak Ersan geri çevrilmesi çok zor olan bir teklif aldı.

Gitmek istemesi gayet normal. Fakat bu durum sezon başından beri sürekli oynayan savunma dörtlüsünün bozulması anlamına geliyordu. Riskli bir durumdu. Savunmadaki uyumsuzluk, sahanın her mevkisindeki arkadaşlarımı olumsuz etkileyebilirdi. Ligin ilk yarısına göre ikinci yarıda daha fazla savunma açıkları oldu ama takım olarak elimizden geldiği kadar bunu kapatmaya çalıştık. Sızlanmak yerine çözüm aramaya çalıştık.

Soyunma odasını tribüne çevirdik

Galip geldiğimiz her maçtan sonra soyunma odalarını tribüne çevirdik. O atmosferi mutlaka yaratmamız gerekiyordu. Takım olmanın öncelikli yolu hepimizin aynı duyguları yaşamasından geçiyordu. Maçlardan sonra taraftarla birlikte üçlü çektirmek bizi ayrı bir motive ediyordu.

Kendi stadımızda oynamadığımız dönemlerde, stat inşaatının bir an önce bitmesi için dua ediyorduk. 40 bin kişiye karşı oynamak, onların önünde üçlü çektirmek çok daha farklı bir şey. Hiçbirimize ait şahsi eşyalarımızı koyabileceğimiz doğru dürüst bir dolabımız bile yoktu. İddia ediyorum, hiçbir takım bu şartlar altında bizim gibi şampiyon olamaz. O kadar uzak statlarda oynadık ki İstanbul’daki maçlar için bile, oynayacağımız yerlere yakın otellerde kamp yapmak zorunda kalıyorduk.

Kolay değil... Üç sene evi olmadan diyar diyar gezerek oynadı iç saha maçlarını. Binlerce mil uçarak kovaladı şampiyonluk kupalarını. Hedefe en çok yaklaştığı dönemde, işte o kanayan yarası tutup çekiyordu paçalarından. Evsizlik Beşiktaş’ın en önemli sorunuydu. Geçtiğimiz son iki sezonun en kritik haftalarında evine, tribüne ve soyunma odasına ihtiyaç duyduğu anlarda gitti o şampiyonluklar.

Bu durumu gören Beşiktaş Yönetimi ise ne yaptı etti, yeni stadının açılışını bu senenin final haftalarına yetiştirdi. 14. şampiyonluğuna evinde Osmanlıspor’u yenerek ulaşan Beşiktaş’ta herkes, “Bu stad yetişmeseydi, şampiyonluk da gelmezdi” diyordu.
 
Samet Aybaba ile başlayan FEDA dönemi, Bilic’le kendini toparlarken Şenol Güneş ile SEFA dönemine geçiş yaptı. Beşiktaş’ın çileli son üç dönemine şahitlik yapan kaptan Tolga Zengin’in de dediği gibi “İmkansızı başardılar”.
 
Müthiş bir öyküsü vardı bu 14. şampiyonluğun. Atatürk Olimpiyat Stadı’ndaki Galatasaray maçı öncesi bel ağrıları nedeniyle oynamayan Tolga Zengin’i aradığımda kendisi Milliyet’e aynen şunları söylemişti: 
 
“Şampiyon olana kadar konuşmak istemiyorum. Eğer şampiyon olursak size bu sezonun hikayesini anlatırım.”
 
Ve kaptan sözünü tuttu. İşte Tolga Zengin’in kaleminden Kartal’ın hikayesi...
 

Öncelikle Milliyet okurlarına sevgilerimi ve saygılarımı iletiyorum. Bu hikayeyi yazmak kolay değil. Bazı yaşananlar aile içinde kaldığı gibi takım içerisinde de kalacak. Ama bazı şeyler de var ki onları da sizlerle paylaşmak gerekir...
 
Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır. Bilic’in farklı, Şenol hocanın farklı bir tarzı vardı. Bilic gerçekten çok iyi bir insan fakat onun tarzı daha rahat. Şenol hoca da müthiş bir insan ama onun tarzı ise daha sert. Bu sertlik şahsi değil, tamamen iş disiplini ile ilgili. Doğal olarak iki senelik bir dönemden sonra Şenol Güneş tarzına alışmak hemen olacak iş değildi. Beşiktaş’ta onunla daha önce çalışmış olan oyuncu bendim. İmzayı attığı günden sonra bütün takıma, onun tarzından tutun, oyun sistemine kadar herşeyi anlattım. Bundan dolayı iki hoca arasındaki geçiş dönemi çabuk oldu. 
 
İŞİN SIRRI ORTASI
 
Bana göre şampiyonluğun en önemli temel taşlarından biri ise orta sahadaki sistemdi. Fenerbahçe, Mehmet Topal ve Souza gibi çift ön liberolu oynarken biz tek ön liberolu oynadık. Bunun kararını Şenol hoca sezon öncesi yapılan hazırlık maçlarından sonra aldı. Atiba tek ön libero Oğuzhan ise hücuma dönük oynuyordu. Bu nedenle hücum yönümüz çok ön plana çıktı. Evet basit goller yedik ama ligin en çok gol atan takımı olduk. Üstelik ligin en az gol yiyen takımlarından biriyiz.
 
Ligin ikinci haftasında Trabzonspor’a puan kaybettiğimizde hiç panik olmadım. Takım içerisinde ‘Bu sezon galibiyet serisi yakaladığımız an, şampiyonluğun en güçlü adayı biziz’ demiştik. Eğer o maçı 11 kişi tamamlasak üç puan bizimdi. Ayrıca Trabzonspor o dönem çok güçlüydü. O mağlubiyetten sonra hoca soyunma odasının önünde bekleyerek hepimizin elini tek tek sıktı.
 
Hoca hatalarımızı yüzümüze söyler ama galibiyet olsun mağlubiyet olsun soyunma odasının önünde bizi bekler elimizi sıkar. Aklıma gelmişken şu satırları yazmadan geçemeyeceğim. Şenol Güneş geldiği ilk gün benimle görüştü ve bana ‘Futbola geri dönmek ister misin yoksa yerine kaleci mi bakayım’ demişti. Böyle dedi çünkü benim geçen senemi kayıp sayıyordu. Geçen sene beni futbol oynamadı olarak görüyordu. Ben de ona söz verdim. Futbola adeta geri döndüm. Şenol Güneş gerçekten bu camia için çok doğru bir tercih oldu.
 
BİZ TAKIM OLDUK
 
Trabzonspor maçından sonra haftalar ilerledikçe, işler rayına oturuyordu. Oyun kimliğimiz yavaş yavaş ön plana çıkıyordu. Oynadığımız futbolla taraflı tarafsız herkesi kendimize hayran bıraktırıyorduk. Bu süreçte tabii ki sıkıntılar da yaşanıyordu. 
 
Ama ben ve takımın tecrübeli isimleri, takım olma yolunda bu sıkıntıları ortadan kaldırmak için teknik heyete ve yönetime yardımcı oluyorduk. Dünya’nın en iyi takımı olsanız da mutlaka takım içerisinde küslükler, mutsuzluklar, memnuniyet duymama gibi sıkıntılar yaşanır. Zaten bunları aşabilmeniz durumda başarıyı yakalayabilirsiniz. Bir beraberlik veya bir mağlubiyette, Türkiye’de rüzgâr bir an tersine dönebiliyor. İşte bu durumlara göğüs gererek biz takım olmayı başardık.
 
Gomez’e ilk gün inandık
 
Onun ismini duyduğumuzda ‘Demba Ba’nın yeri doldu’ dedik. Kiloları vardı ama böylesine hücum yönü yüksek bir takıma geldiği için onun bu kadar gol atacağını biliyorduk
 
Mario Gomez ismini ilk duyduğumuzda takım içerisinde konuşulan tek şey şuydu: Demba Ba’nın yeri doldu. Gomez kendini daha önce ispatlamış çok büyük bir golcüydü. Kesinlikle çok büyük bir transferdi.
Kampa ilk katıldığında fazla kiloları vardı. Eski formundan uzaktı. İdmansız geldi. Böylesine hücum yönü yüksek bir takıma geldiği için onun bu kadar gol atacağına inanıyorduk. Şenol hoca lige onunla değil Cenk Tosun ile başladı. Cenk, Mersin İdmanyurdu maçında üç gol attı. Gomez o gün takımın hücum yönünü çok daha iyi gördü. Cenk’in attığı gollere hem takım adına hem de bu hücum yönünü gördüğü için seviniyordu. Şenol hoca ona hazır olmadığı için ilk haftalar yedek kalacağını söyledi. Eğer oynatsaydı belki de Gomez bugün buralarda olmayabilirdi. Şenol hoca gerçekten çok tecrübeli bir isim.
Gomez’e değindik ama Cenk Tosun’u unutmamak lazım. Şampiyonluğa giden bir takımda mutlaka arkadaki iki golcü birinci golcüymüş gibi hazır olmalı. Mustafa Pektemek de takım için çok önemli bir golcü. Ancak Cenk Tosun kadar hazır bir ikinci forvetimiz olmasa işimiz gerçekten çok daha zor olurdu.
Sezona üç golle başlaması Cenk Tosun ve bizim için çok iyi oldu. Forvetteki rekabet bizim bu kadar çok gol atmamızı sağladı. Cenk Tosun yedekliği kabul etmeyerek sanki her maç ilk onbir oynayacakmış gibi antrenmanlarda hazırlandı. Hem Alman hem de Türk milli takımlarına golcüler verdik. 
 
O golü defalarca seyrettik
 
Bursaspor deplasmanında atılan gol uzun süre aramızda konuşuldu. 1-0 yendik ve o maç bizim için çok önemliydi. O galibiyetin, şampiyonluk yarışında önemli bir yeri var. Son dakikada atılan o goldeki paslaşmayı, takımdaki herkes sonradan defalarca seyretti.
 
Hücum yönümüz o kadar iyi ki ister istemez rakiplerimiz ileriye çıkamıyorlardı. Böylece ilk savunmayı hücum hattımız yapmış oluyordu. Gole gitmeden önce sürekli paslar yapıyorduk. 
 
Bu tür çalışmalar neticesinde kimi zaman arkadaşlarım bakmadan pas atıyordu. Herkes gideceği yeri biliyordu. Bursa’daki o gol de, antrenmanlarda yaptığımız bu çalışmanın neticesiydi.
 
 Panik havası vardı! 
 
Bizim için en önemli sorun sakatlık problemleriydi. Bu durum bizde psikolojik sıkıntılar yaratıyordu. Sezon öncesi hazırlık döneminde en ufak sakatlık durumunda korkudan koşarak o arkadaşımızın yanına gidiyorduk
 
Bana göre iyi bir teknik direktör kadar iyi bir doktor da, büyük takımlar için olmazsa olmaz. Çok önceden tanıdığım Sarper Çetinkaya hocamın bize gelmesini hep istemiştim. Beşiktaş ile anlaştığını duyduğumda nasıl mutlu olduğumu anlatamam. Takıma sakatlıkların azalacağını söyledim. Ve öyle de oldu. Bizim için en önemli sorun sakatlık problemleriydi. Bu durum bizde psikolojik sıkıntılar yaratıyordu. Sezon öncesi hazırlık döneminde en ufak sakatlık durumunda koşarak o arkadaşımızın yanına gidiyorduk. Hepimizdeki bu panik durumu teknik heyet ile sağlık heyetinin dikkatini çekmişti. Bu psikolojik baskıdan kurtulmaya karar verdiler. Bütün futbolcularla tek tek görüşüldü.
 
Tolgay Arslan’ın çapraz bağları koptuğu yönünde kötü haber alan Şenol Güneş, takım olumsuz etkilenmesin diye soğukkanlılığını koruyarak panik havası yaratmadı. Sağlık heyetinden Sarper Çetinkaya ve Murat Çevik, bu konuda müthiş işler yaptılar. Benim sezon başında bir omuz problemim vardı. Uzun zamandır acılar çekiyordum. Bir türlü çaresini bulamıyordum. Sarper Çetinkaya geldiğinde ona espriyle karışık, ‘Sen benim bu omuzu iyileştir, ben de bu takımı şampiyon yapayım’ diye takılmıştım. Omuzum iyileşti, takım da şampiyon oldu. Tabi ki bu şampiyonluk benim omuzumun iyileşmesiyle gelmedi. Öncelikle bir takım olmalıydık ve bunu çok iyi başardık.
 
Hiçbir maçtan çekinmedim
 
Hakkımda bazı maçlar öncesinde bir çok şey söylendi. Şu bir gerçek ben hayatım boyunca hiçbir maçtan çekinmedim. Belimde ve omzumda ağrılarla oynadım. Bu sezon bütün antrenmanlara çıkmaya çalıştım. Geçen sezon durum farklıydı. Salonda çalışıyordum. Şükürler olsun ki şampiyonluk sezonunda, sağlık heyetinin de yardımıyla idman sayım arttı. 
 
Bildiğiniz gibi ben geçen sezonun sonuna doğru ameliyat olacaktım ama doktorumuz ameliyata gerek olmadığını söyleyerek beni ayağa kaldırmıştı. Oynamama engel ağrılarım olmadığı sürece, bu sezon olduğu gibi sürekli oynamaya çalışırım. Hiçbir maçtan da çekinmem. 
 
 
 
 
tolga zengin kaptanın seyir defteri
Yorum Yap
Kalan karakter sayısı : 500
İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR X
Bay Asist Quaresma
Bay Asist Quaresma
Büyük takım dediğin böyle oynar
Büyük takım dediğin böyle oynar